|
| "Atatürk için Cumhuriyet demek, Demokrasi demekti.
Demokrasinin hangi koşullarda varolabileceği bellidir.
Yoksulluktan kurtulmuş olma, sanayileşme, kentleşme, eğitim düzeyi, çoğulcu toplum, uluslaşma, kitle iletişim araçlarının gelişmiş olması?
1920'ler Anadolu'sunda bunların hiçbiri yoktu.
Kişi başına düşen yıllık ulusal gelir sadece 67 Dolardı? Toplu iğne, kefen bezi bile dışardan geliyordu. Halkın yüzde sekseni köylerde yaşıyordu. Her on erkekten, ancak bir tanesi okur-yazardı; kadınlarda ise bu oran binde dörde düşüyordu. Radyo henüz gelmemişti; en çok gazete İstanbul'da, 2-3 bin kadar basılıyordu.
Yirmi kadar etnik kökenden insan vardı. Ama bir "ulus" yoktu. Yani aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir "biz" duygusu yoktu. Dayanışma duygusu yoktu.
Batıda demokrasiyi kurmuş olan sınıflar da yoktu.
Osmanlı'nın tımar sistemi nedeniyle topraksoylu sınıf (aristokrasi) yoktu. Geri kalmışlık nedeni ile kentsoylu sınıf (burjuvazi) yoktu. Doğal sonuç olarak işçi sınıfı yoktu. (Bir işyerine bağlı olarak çalışanların tüm ülkedeki toplam sayısı ancak 70 bin kadardı.)
Ve Atatürk, 'Cumhuriyet'i kurarken şu anlayışla yola çıktı:
"Cumhuriyet Rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir."
Ulu Önder, bu süreç içinde kendi eliyle "Vatandaşa Medeni Bilgiler" adlı bir kitap kaleme aldı? Yani daha ortaçağ karanlığında yaşayan -demokrasinin adını bile duymamış- bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, sözetmek için yazılmış bir kitap?
Bazılarına göre meğer Atatürk diktatörmüş?
Siz hiç, daha demokrasinin adını bile duymamış olan bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, benimsetmek için kitap yazmış bir diktatör tanıyor musunuz?
Siz hiç, yasal muhalefet oluşması, bir muhalefet partisi kurulması için çaba göstermiş bir diktatör tanıyor musunuz?
Siz hiç, daha kulluktan kurtulamamış insanlarla, bir "sivil toplum"un temelini atmak için savaşım vermiş bir diktatör tanıyor musunuz?
(1998)" |
 |
| |
Ahmet Taner Kışlalı
Gazeteci, Profesör
|
|
|