"Atatürk'ün bağımsızlık savaşını başlatmak amacıyla Samsun'a çıktığı günü O'nun doğum günü olarak kabul ediyorum. 19 Mayıs, ulusumuzun Yüce Önder Atatürk ile kucaklaştığı gündür. 19 Mayıs, Türk ulusunun Yüce Önderiyle birlikte sonsuzluğa giden yürüyüşünün de başlangıcıdır. Türk ulusunun gözünde cesaretin ve kahramanlığın simgesi olan Atatürk, boyun eğmeyen, sezgileri güçlü, öngörülü ve utkulu bir önderdir. O, aynı zamanda bilimsel ve çağdaş düşüncenin de simgesidir. Hep ulusu için çalışmış, kendisini ülkesine ve ulusuna adamıştır."
  Ahmet Necdet Sezer
T.C. 10. Cumhurbaşkanı
 
"BüyükAtatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'da yaktığı 'Kurtuluş ve İstiklal' ateşiyle başlayan mücadele, Cumhuriyetin ilanı ile nihai hedefine ulaşmış, böylece Türk milletinin ve devletimizin varlığı ebedileşmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, bugün çağdaş, demokratik, laik bir dünya devletinin adıdır. Atatürk'ün bu cumhuriyetin temeline koyduğu harç, gösterdiği hedefler bugün de bütün de bütün canlılığı ile devam etmektedir. Bu hedef çağdaş uygarlığa ulaşmaktır."
  Süleyman Demirel
T.C. 9. Cumhurbaşkanı
 
"Atatürk kurduğu Cumhuriyeti orduya emanet etmedi. Atatürk kurduğu Cumhuriyeti İş Bankasına da emanet etmedi. Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'ni Türk Gençliğine emanet etti. Çünkü Türk Gençliği Özverilidir. Günümüz gençliği. 'önce birey, sonra toplum' demektedir ve bu yeni bir şey değildir. Oysa Atatürkçülükte, 'önce toplum sonra birey' ilkesi benimsenir."
  Toktamış Ateş
Prof. Dr.
 
"Atatürk için Cumhuriyet demek, Demokrasi demekti. Demokrasinin hangi koşullarda varolabileceği bellidir. Yoksulluktan kurtulmuş olma, sanayileşme, kentleşme, eğitim düzeyi, çoğulcu toplum, uluslaşma, kitle iletişim araçlarının gelişmiş olması? 1920'ler Anadolu'sunda bunların hiçbiri yoktu. Kişi başına düşen yıllık ulusal gelir sadece 67 Dolardı? Toplu iğne, kefen bezi bile dışardan geliyordu. Halkın yüzde sekseni köylerde yaşıyordu. Her on erkekten, ancak bir tanesi okur-yazardı; kadınlarda ise bu oran binde dörde düşüyordu. Radyo henüz gelmemişti; en çok gazete İstanbul'da, 2-3 bin kadar basılıyordu. Yirmi kadar etnik kökenden insan vardı. Ama bir "ulus" yoktu. Yani aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar arasında bir "biz" duygusu yoktu. Dayanışma duygusu yoktu. Batıda demokrasiyi kurmuş olan sınıflar da yoktu. Osmanlı'nın tımar sistemi nedeniyle topraksoylu sınıf (aristokrasi) yoktu. Geri kalmışlık nedeni ile kentsoylu sınıf (burjuvazi) yoktu. Doğal sonuç olarak işçi sınıfı yoktu. (Bir işyerine bağlı olarak çalışanların tüm ülkedeki toplam sayısı ancak 70 bin kadardı.) Ve Atatürk, 'Cumhuriyet'i kurarken şu anlayışla yola çıktı: "Cumhuriyet Rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir." Ulu Önder, bu süreç içinde kendi eliyle "Vatandaşa Medeni Bilgiler" adlı bir kitap kaleme aldı? Yani daha ortaçağ karanlığında yaşayan -demokrasinin adını bile duymamış- bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, sözetmek için yazılmış bir kitap? Bazılarına göre meğer Atatürk diktatörmüş? Siz hiç, daha demokrasinin adını bile duymamış olan bir halka, demokrasiyi ve özgürlükleri öğretmek, benimsetmek için kitap yazmış bir diktatör tanıyor musunuz? Siz hiç, yasal muhalefet oluşması, bir muhalefet partisi kurulması için çaba göstermiş bir diktatör tanıyor musunuz? Siz hiç, daha kulluktan kurtulamamış insanlarla, bir "sivil toplum"un temelini atmak için savaşım vermiş bir diktatör tanıyor musunuz? (1998)"
  Ahmet Taner Kışlalı
Gazeteci, Profesör
 
    ( 1-4 / 4 )